Yükleniyor

Aort anevrizması, hiçbir belirti vermeden ilerleyerek hayati riskler doğurabiliyor. Aort, kalpten çıkan, vücudun tüm damar ağının kaynağı olan en büyük atar damardır. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Kütük, aortun, çıkan aorta, ark aorta, inen aorta ve abdominal aorta bölümlerine ayrıldığını belirterek, “Aort anevrizması (balonlaşma), aortanın normal çapının, yüzde 50’den fazla genişlemesi olarak tanımlanır. Damar duvarı yapısındaki bozulma nedeniyle, esnek yapı kaybolur, damar duvarı daha sert bir hal alır. Sertleşen aort duvarı nedeniyle damar dayanıklılığı azalır ve genişlemeye başlar. Aort anevrizması simetrik (fusiform) veya kese (sakküler) şeklinde olabilir. Yalancı anevrizmalarda oluşabilir. Bu durum, gerçek anevrizmalardan ayırt edilmelidir. Balonlaşma, belirli bir büyüklüğe gelinceye kadar bir belirti vermez. Hayati risk oluşturabilen yırtılma (rüptür) veya damar katlarının ayrılması (dissesiyon) bazen ilk semptom olabilir. Belirli bir büyüklüğe geldiklerinde belirti verebilirler” dedi.

Dr. Utku Kütük, aort anevrizmasının belirtilerine değindi:

“Bası etkisi: Belirli bir boyuta ulaşınca çevredeki dokulara bası yapar ve bazı belirtilere neden olur. Balonlaşmanın bulunduğu aort bölümüne göre belirtiler değişebilir. Kalpten çıktığı bölümde olan balonlaşmalar baş ağrısı, kalp atımlarıyla birlikte kafada istemsiz sallanmaya sebebiyet verebilir. Baş damarlarındaki bası nedeniyle yüz veya boyun şişliği olabilir. Göğüs boşluğu içinde olan balonlaşmalarda; göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi, inatçı öküsrük veya hıçkırık olabilir. En sık görüldüğü karın bölgesindeki balonlaşmalarda ise karın ağrısı, bulantı-kusma, karın boşluğunda kalp atımlarının hissedildiği şişlik, bacak damarlarında olan dolaşım sorunları görülebilir.

Tromboemboli: Balonlaşma bölgesinde kan akımı yavaşlar ve düz bir akım yerine türbülan akımlar oluşur. Bunlar, kese içinde pıhtı (trombüs) oluşumuna zemin hazırlar. Buradan kopan küçük pıhtılar, balonlaşmanın uç bölgesinde bulunan küçük damarlara gidip, bu bölgeleri tıkayabilir.

Kanal oluşumu (Fistül): Gittikçe büyüyen balonlaşan kısım, komşu damar ya da organların duvarını zamanla inceltebilir veya diğer organlara açılabilir.

Yırtılma (Rüptür): Öldürücü ilk belirti olabilir.

Damar katmanlarının ayrılması (Diseksiyon): Damar duvarı yapısında 3 ayrı katman vardır. Kanın, bu katmanların arasından yalancı bir yol oluşturarak ilerlemesi durumunda oluşur. Yalancı bir yolla, ayrılan katmanlar yırtılabilir. Ya da aortadan çıkan dalların ağzını tıkayarak, organ veya uzuvlara kan gitmesine engel olur. Organ veya uzuv kaybına neden olabilir.”

Dr. Utku Kütük, bu duruma genetik yatkınlık, yaşlanma, sateroskleroz gibi kalp-damar hastalığı, sigara kullanımı, kontrolsüz hipertansiyon, infeksiyon, travma ve romatolojik hastalıkların neden olabileceğini kaydetti.

Balonlaşma tanısının ultrason, MR anjiografi ve BT anjiografi gibi görüntüleme yöntemleriyle kolayca saptanabildiğini belirten Dr. Utku Kütük, Torasik Aort Balonlaşması ile Abdominal Aort Balonlaşmasının tanı yöntemlerine değindi:

“Torasik Aort Balonlaşması (Göğüs Boşluğu): Genellikle tesadüf eseri saptanır, belirgin bir bulgu vermez. Büyüyen anevrizmanın göğüs boşluğunda damar ve organlara baskısı olur. Komplikasyonları olmadan önlem alınmalıdır.

Abdominal Aort Balonlaşması (Karın Boşluğu): Abdominal aorta karın zarı (diyafram) altından başlar ve iki bacak atar damarına ayrıldığı bölgede sonlanır. En sık görülen aort balonlaşması türüdür. 65 yaş ve üzeri erkeklerde görülme sıklığı yaklaşık yüzde 5’tir. Kadınlarda görülme sıklığı ise yaklaşık yüzde 1 ya da 2 oranındadır. Balonlaşmaların en büyük riski yırtılmadır ve sonuçları ölümcül olabilir. Balonlaşma seviyesi arttıkça yırtılma riski de artar. 6 cm’den büyük balonlaşmaların, yıllık yırtılma oranı yüzde 20 gibi yüksek bir ihtimaldir. 5 ile 6 cm arasındaki balonlaşmalarda yıllık yırtılma oranı ise yaklaşık yüzde 6’dır. Karın bölgesi aort balonlaşmasının yıllık genişleme oranı büyüklüğüne bağlıdır. (2mm/yıl – 30mm/yıl) Ortalama genişleme hızı, yıllık 2.6 mm/yıl’dır. Balonlaşma genişledikçe büyüme hızı da artar. Tedavi edilmez ise şok ve ölüme neden olur.”

Aort balonlaşmalarında yırtılma olursa, ölüm oranının yüksek olduğunu vurgulayan Dr. Utku Kütük, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yüzde 25’i hastaneye gitmeden ölür. Cerrahiye kadar geçen sürede ölüm oranı yüzde 50’dir. Hastaları yaşamda tutmak için acil cerrahi müdahale gereklidir. Acil ameliyat şansı bulan hastalarda bile ölüm oranı yüzde 50’ye yakındır. Bu sebeple erken tanı ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması çok önemlidir.

Endovasküler Tedavi (Damar İçi, Ameliyatsız Tedavi): Damar içinden yapılan bir müdahaledir. Uzun süreli ve derin anestezi, büyük cerrahi kesilere ihtiyaç yoktur. Çoğunlukla kasık bölgesi atar damarlarından girilerek yapılır. Günümüzde sık olarak uygulanmaktadır.

Cerrahi Tedavi: Özel malzemeden yapılmış, sentetik damar dokusu kese bölgesine yerleştirilir. Komşu organ ve dokuların kanlanması için damar dalları ile birleştirilir. Planlanmış olgularda cerrahinin ölüm riski yüzde 4-6’dır. Düşük riskli hastalarda bu oran yüzde 2’nin altına inmektedir. Çalışmalar, 5.5 cm çapından küçük aort balonlaşma tedavisinin, uzun süreli yaşam için yararı olmadığını göstermiştir. Bu nedenle cerrahi tedavi, 5.5 cm’den büyük veya ilerleme hızı yılda 1 cm’den hızlı olan balonlaşmalarda yapılmalıdır.

Kadınlarda yırtılma riski daha yüksektir. Bu nedenle daha küçük balonlaşmalar da yırtılma riski oluşturabilir. Bu nedenle, hastaların durumuna bağlı olarak 4.5-5.0 cm arasında balonlaşmalarında onarımı gerekebilir. Hastalarda balonlaşmaya bağlı belirtiler başlamışsa tedavi seçenekleri hızlıca uygulanmalıdır.”

Endovasküler tedavi için anevrizmanın uygun bir başlama ve bitiş noktasına sahip olması gerektiğine değinen Dr. Utku Kütük, “Damar içine yerleştirilecek malzemenin aortadan çıkan ana dalları tıkamaması önemlidir. Damar içine yerleştirilecek malzemenin damar çeperini tamamen kaplaması gerekir, bu olmazsa etrafında kaçaklar oluşarak, balonlaşma devam edebilir. İşleme başlamak için, giriş bölgesinde önemli darlık veya kıvrımlı yapı olmamasına dikkat edilmelidir” dedi.

Dr. Utku Kütük, aort balonlaşmasının bulgu vermesi için balonlaşmanın ilerlemesi gerektiğini, bu nedenle risk faktörüne sahip olan veya olmayan hastaların düzenli aralıklarla fiziki muayene ve ultrason tetkiklerini yaptırmasının çok önemli olduğunu vurgulayarak,
“Ailede aort balonlaşması veya yırtılması öyküsü olan, çok yoğun sigara kullanan, kalp veya başka bir bölgede damar hastalığına sahip olan, kontrolsüz hipertansiyonu olan, romatolojik hastalıklara sahip kişilerin en az 1 yıl arayla kardiyoloji değerlendirmelerinin yapılması gerekmektedir” diye konuştu.

Cevap Yaz veya Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.